Daganer Gurubuna üye Olunuz.. - Blogcu

Free Banner Maker

Daganer Gurubuna üye Olunuz..

  • 13/4/2009 - Baltayı bilemek
  • Kategori: Faydali Yazilar


     

    Baltayı bilemek
    Bir ormanda iki kişi ağaç kesiyormuş. Birinci adam sabahları erkenden kalkıyor,
    ağaç kesmeye başlıyormuş, bir ağaç devrilirken hemen diğerine geçiyormuş. Gün
    boyu ne dinleniyor ne öğle yemeği için kendine vakit ayırıyormuş. Aksamları da
    arkadaşından bir kaç saat sonra ağaç kesmeyi bırakıyormuş.

    İkinci adam ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya başladığında eve

    dönüyormuş. Bir hafta boyunca bu tempoda çalıştıktan sonra ne kadar agaç

    kestiklerini saymaya başlamışlar.

    Sonuç: İkinci adam çok daha fazla ağaç kesmiş. Birinci adam öfkelenmiş: "Bu
    nasıl olabilir? Ben daha çok çalıştım. Senden daha erken ise başladım, senden
    daha geç bitirdim. Ama sen daha fazla ağaç kestin. Bu isin sırrı ne?"

    İkinci adam yüzünde tebessümle yanıt vermiş: "
    Ortada bir sır yok.. Sen durmaksızın çalışırken, ben arada bir dinlenip baltamı
    biliyordum. Keskin baltayla, daha az çabayla daha çok ağaç kesilir.

    "Kendimizi geliştirmek, baltamızı bilemektir. Kendimize zaman ayırıp, yaşamımızı
    objektif bir bakışla gözden geçirmektir. Zayıf bulduğumuz alanlarımızı
    geliştirmek için caba göstermektir. Bu, zihnimizin, ruhumuzun, karakterimizin
    güçlenmesi için olmazsa olmaz bir koşuldur. Delhi'deki ünlü tapınakta Sokrat'ın
    su sözü yer alır: "İnsan Kendini Tanı." Kendini tanımak, şu anda olduğumuz
    noktayla olmak istediğimiz nokta arasındaki yoldur. Kendini tanımak, kendimizi
    nasıl gördüğümüz ile başkalarının bizi nasıl gördüğü arasında fark olmaması
    anlamına gelir. Bireysel ve iş yaşamımızda basarılı, mutlu ve doyumlu olmak
    istiyorsak, baltamızı bilemek için kendimize zaman ayırmalıyız.

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 1/4/2009 - 60 saniyede moral depolama metodu
  • Kategori: Faydali Yazilar




    60 saniyede moral depolama metodu
    Bu altın kurallarla hayattan daha çok zevk alacaksınız...


    Sabahları paldır küldür yataktan fırlayıp kendimize bir merhaba bile demeden strese günaydın dememiz hiç kimsenin suçu değil. Yazar ve kişisel gelişim uzmanı Patricia Muradi "Ne kadar güçlü, kendimizden emin olursak olalım nihayetinde insanız!" diyor ve soruyor "Kendinizi motive etmek için 60 saniyeniz de mi yok?.

    "Doğamız gereği de kabul görmeye, beğenilmeye, motive edilmeye ihtiyaç duyarız diyen Patricia Muradi "Büyük ya da küçük, kadın veya erkek hepimiz takdir görmek için yaşar, hatta bunun biz dünyayı terk ettikten sonra da devam etmesi için elimizden geleni yaparız. Bunun da ayıp bir yanı yok" görüşünde. Hayat koşulları çoğumuza ortak problemleri getiriyor.

    PANİKTEN UZAK DURUN

     Sabahları paldır küldür kendimizi yataktan dışarı zor atıp, öz bakımımızı yapıp sürüne sürüne giyindikten sonra bir acele işimize veya günlük koşuşturmalarımıza yetişmeye çalışırız. Hele büyük bir şehirde yaşıyorsak, zamanımızın önemli bir bölümünün yolda geçmesi riski olduğundan kimi zaman panik halde günü yakalamaya çalışıyoruz. Bu arada kendimizi unutuyor, makyaj yapmak ya da tıraş olmak gerekmiyorsa aynaya bile bakmaya gerek görmeyebiliyoruz.



    BEYAZ ATLI TAKDİR PRENSİ

     "Aceleniz var, kabul ediyorum zamanınız kısıtlı nihayetinde Mars'ta ikamet etmediğimizden hemen hepimiz zaman ile yarışmanın ne kadar güç, aynı zamanda ne denli yorucu ve yıpratıcı olduğunun bilincindeyiz. Ama kendinizi motive etmek adına harcayacak 60 saniyeniz de mi yok?" diye soruyor Yazar Muradi ve ekliyor "İnsanız ve takdir edilmek isteriz.

    Pekala, o gün etrafımızdaki herkes kendi işleriyle meşgulse ve bizi onaylayacak tek bir cümle duymak şansımız yoksa ne olacak? Gün boyunca 'Beyaz atlı takdir prensi'nin bir şekilde bize ulaşıp takdir etmesini mi bekleyeceğiz? Elbette bizim dışımızda kalan insanlardan takdir görmek muhteşem bir motivasyon kaynağıdır. Ancak dilerseniz gelin özellikle sabahları bu işi hiç kimselere bırakmadan kendimiz yaparak, güne güzel bir başlangıçla 'Merhaba' diyelim"

    KENDİNİZE GÜNAYDIN DEYİN

    Patricia Muradi, her sabah gözümüzü açtığımızda kendimize günaydın dememizin önemine değiniyor ve "Kendimize ismimizle hitap ederek, örneğin, 'Sevgili Ayşe, günaydın, bugün bol ışıklı ve güzel bir gün olsun senin için' dediğimizde zannederim buna kimsenin bir itirazı olmaz ve pek fazla da zamanımızı almaz. İnsanın kendi kendisine ismi ile seslenmesi başlarda belki biraz komik gelebilir ancak denendiğinde kendimizle iletişime geçtiğimiz ve kendimizi kabul ettiğimiz için mutlak bir fayda sağlayacaktır. Öte yandan kendimize değer verdiğimizde başkalarının ne kadar değerli olduğunu anlamamız daha kolay olacaktır" uyarısını yapıyor.



    ŞIMARMAK HAKKINIZ

    Merhaba faslından sonra yine kendimiz için önemli bir konu daha var sırada, kendimizi şımartmak. Acaba bugün canımız güne kahve ile mi başlamak ister, bir bardak bitki çayıyla mı, yoksa şöyle bir koca bardak süt veya çikolata mı? Genellikle süt veya bitki çayları daha sağlıklıdır, bu kesin; ancak karar size ait, konu da kendinizi şımartmak olduğundan tercihinizi siz yapacaksınız. İçeceğimizi de seçtikten sonra bu aşama da bitti. Söz yine Muradi'nin "Satırları okuyan bazı arkadaşların şöyle dediğini duyar gibi oluyorum:

    "Ne kahvesi ne sütü, ben dişlerimi fırçalayıp kendimi evden dışarı zor atıyorum!" Vakti kısıtlı olanlara önerim, evlerinde kağıt bardak bulundurmaları. Evden çıkarken yanınıza yarım bardak kahve alıp hem yürüyüp hem de yudumlayalım."

    KENDİNİZİ BEĞENİN

    Muradi'ye kulak verelim yine "Kendinizi bu ufak başarı ile güzel ve değerli bulduğunuzu sesli olarak ifade edin. Hoşunuza giden fiziki özelliğinizi seçerek kendinize bu konuyu vurgulayın. 'Saçların çok parlak' veya 'Bu yeni diş macunu dişlerini daha çok beyazlattı' gibi. Hiçbirimiz dünya güzeli veya kusursuz yakışıklı değiliz. Yola çıktığınızda, ağaçlara, çiçeklere bakmayı da ihmal etmeyin. Kendimize günaydın dememiz, bir içecek ikram edip tercih hakkı tanımamız veya ufak birkaç iltifat sözü söylememiz acaba 60 saniyeden fazla zamanımızı almış mıdır? Almamıştır diye düşünüyorum."



    AYNAYA BAKMA ZAMANI

    Pamuk Prenses'in üvey annesi kötü ruhlu cadı bile aynaya bakıp kendisine iltifatlar yağdırarak kendisini motive ediyordu unutmayın! Sadece kendinize bakın. Kendinize iyi olan ve beğendiğiniz bir yönünüz için iltifat edin. Bugünkü iltifat sebebiniz, çocuklarla iyi iletişim kurmanız veya bir önceki gün başardığınıza inandığınız güzel bir iş olabilir.

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 17/3/2009 - Aşkın Sağlığa Yararları: Bilimsel Bakış‏
  • Kategori: Faydali Yazilar



    Aşkın Sağlığa Yararları: Bilimsel Bakış

    Daha düşük tansiyon, daha az soğuk algınlığı, daha iyi stres yönetimi… Bunlar sadece başlangıç, gelin aşkın sağlığınızı ne kadar olumlu etkilediğine hep birlikte bakalım!

    Emel Sayın 1974 yılında Mavi Boncuk adlı şarkısında “şu dünyada sevgi büyük ihtiyaç” derken haklıydı. Yıl 2000’lere geldiğinde hala insanlar sevgiye ve aşka ihtiyaç duymaktadır ve her zaman duymaya devam edecektir. Aşk ve sağlık şaşırtıcı bir şekilde birbirine bağlanmış durumdadır. Güzel bir ilişki kurduğumuzda, bunun ödülü gerçekten de çok büyüktür. Fakat ödül dediğimizde bahsettiğimiz içinizde kelebekler uçuşması gibi romantik bir durum değil, sağlığınızı etkileyen bir durumdur.

    Yoğun ve tutkulu bir romantizmin sağlığa olan yararlarıyla ilgili bir kanıt yoktur. Aşık insanlar hem muhteşem hissettiklerini hem de aşkın aynı zamanda acı verici bir duygu olduğunu söylerler. Bütün bu inişler ve çıkışlar stresin kaynağı olabilir.

    Sağlığınızı olumlu olarak etkileyecek olan daha sakin ve daha istikrarlı bir aşktır. Uzmanlar uzun süreli ve mutlu birliktelikleri olan insanların sağlıklarına daha fazla dikkat ettiklerine ve sağlıkla ilgili tedbirlerin birçoğunu uyguladıklarına dair kanıtlar olduğunu söylemektedir.

    Bu alandaki araştırmaların çoğu evliliklere yoğunlaşmıştır fakat bu avantajlar sevgiliye, anneye, babaya ya da bir arkadaşa duyulan sevgiyi de içerebilmektedir. Buradaki püf nokta kendini başka bir insana bağlı hissetmek, ona saygı duymak, başka birinin sana değer verdiğini bilmek ve aidiyet duygusudur. Şimdi RealAge olarak size aşkın ve sağlığın birbirine bağlı olup olmadığını inceleyen araştırmaların gösterdiği 10 durumdan bahsedeceğiz:

     Askin-Sagliga-Yararlari-Bilimsel-Bakis

    1. Daha Az Doktora Gitmek

      Amerika The Health and Human Services Department sağlık ve evlilik üzerine birçok araştırma yapmıştır. Raporların sunduğu bulguların en çarpıcılarından birine göre evli insanlarda hastanede kalma ortalaması daha kısa ve evli insanlar daha az doktora gidiyor.

      Aşk ilişkilerinin sağlık için neden yararlı olduğunu gerçekte kimse bilmemektedir. Bunun en mantıklı cevabı insanoğlunun yaratılışında sosyal gruplar oluşturarak birbirine bağlı bir şekilde yaşamak olduğu ve bu olay gerçekleştiğinde de biyolojik sistemlerin etkilendiği olabilir.

      Bir başka teori de mutlu ilişkileri olan insanların kendilerine daha iyi baktıklarıdır. Bir eş ağız sağlığınızı gerçekten düzgün bir şekilde yapmanızı sağlayabilir. Yakın bir arkadaş sizi daha fazla tam tahıllı besin yemeniz konusunda ikna edebilir. Zamanla, bu güzel alışkanlıklar sayesinde hastalıklara daha az yakalanırsınız.

     

    2.    Daha Az Depresyon ve İlaç Kullanımı

    Health and Human Services raporu evlenmenin ve evli kalmanın kadınlarda da erkeklerde de depresyonu azalttığını göstermektedir. Bu bulgu hiç de şaşırtıcı değildir, çünkü sosyal soyutlanma yüksek depresyon oranlarıyla yakından ilgilidir. İlginç olan evliliğin özellikle genç yetişkinlerde aşırı alkol ve ilaç kullanımını azaltmaya teşvik ettiğidir.

     

    3. Daha Düşük Kan Basıncı

    Mutlu bir evlilik tansiyon için çok yararlıdır. Bu sonuç Annals of Behavioral Medicine’deki bir araştırmadan elde edilmiştir. Araştırmacılar mutlu bir evliliği olan insanların en iyi kan basıncına sahip olduğunu bulmuştur. Onları bekar insanlar izlemektedir. Mutsuz evliliği olan katılımcılar ise en kötü tansiyona sahip insanlardır.

    Bu da evliliğin sağlığı çok önemli bir açıdan etkilediğini göstermektedir. Sağlığınızı etkileyen evlilik gerçeği değil evliliğinizin niteliğidir. Bu da diğer pozitif ilişkilerin aynı faydaları sağlayabileceğini desteklemektedir. Gerçekte mutlu evliler kadar olmasa da sosyal açıdan aktif bekar insanların da kan basıncı iyi düzeydedir

    . Daha Az Kaygı

    Konu endişeye geldiğinde, sevgi dolu istikrarlı bir ilişki romantizmden daha üstündür. Amerika New York Devlet Üniversitesi uzmanları aşık insanların beyinlerine bakabilmek için fonksiyonel MRI taraması kullanmışlardır. Araştırmacılar bu yolla tutkulu yeni çiftlerle birbirlerine çok güçlü bağlarla bağlı uzun süreli ilişkileri olan çiftleri karşılaştırmışlardır. Her iki grup da beyinlerinin yoğun aşkla ilgili bölümünde aynı etkinleşimi göstermiştir. Bu bölüm kokaine ya da çok para kazanmaya cevap veren dopamin yüklü alandır. Fakat beynin diğer bölümlerinde çok çarpıcı farklılıklar mevcuttur. Uzun süreli ilişkilerdeki insanlar bağlanma ile ilgili alanlarda hareketlenme göstermiştir ve beyinlerinin endişe üreten bölümlerinde daha az aktifleşme olmuştur.

    Bu araştırma 2008 yılında “Society for Neuroscince” konferansında sunulmuştur.

     

    5. Doğal Ağrı Kontrolü

    Fonksiyonel MRI çalışması uzun süreli ilişkilerin çok büyük bir avantajını daha ortaya koymuştur. Bu çiftlerin beyinlerinin acıyı kontrol altında tutan bölümü daha fazla etkileşim göstermiştir.

    CDC(hastalık kontrolü merkezi) raporu bu bulguyu tamamlamıştır. Araştırmadaki 127.000’den fazla yetişkin ve evli insanın baş ağrısı ya da bel ağrısı gibi şikayetlerinin daha az olduğunu ortaya çıkmıştır.

    Amerika’da yayımlanan Psychological Science dergisindeki küçük bir araştırmada bir hile yapılmıştır. Araştırmacılar 16 evli kadını, onlara elektrik şoku verileceğini söyleyerek tehdit etmişlerdir. Kadınlar eşlerinin ellerini tuttuklarında beyinin stresle ilgili bölümleri daha az aktifleşmiştir. Evlilik ne kadar mutluysa etki de o kadar mükemmeldir.

     

    6. Daha İyi Stres Yönetimi

    Aşk acıyla başa çıkmaya yardımcı olabiliyorsa, stresin diğer türlerini nasıl etkilemektedir? Sosyal stres ve stres yönetimi arasında bir bağlantı olduğuna dair kanıtlar vardır. Eğer bir stres etkeniyle karşı karşıyaysanız sevdiğiniz birinin desteğini alın, böylece bu stresi daha kolay yenebilirsiniz. Örneğin işinizi kaybettiyseniz, eşiniz sizi desteklemek için yanınızdaysa bu hem duygusal hem de finansal açıdan yardımcı olacaktır.

     

    7. Daha Az Soğuk Algınlığı

    Aşk dolu ilişkilerin stresi, kaygıyı ve depresyonu azaltabildiğini ve bağışıklık sistemine de destek verebileceğini daha önce söyledik. Carnegie Mellon University uzmanları olumlu duygular içinde olan insanların soğuğa ya da grip virüsüne maruz kaldıktan sonra daha az hasta olduklarını belirmiştir. Psychosomatic Medicine dergisinde yayımlanan bir araştırma mutlu ve sakin insanlarla kaygılı, saldırgan ve depresif görünen insanları karşılaştırmıştır.

     

    8. Daha Çabuk İyileşme

    Pozitif ilişkinin gücü bedensel yaraların daha çabuk iyileşmesini sağlayabilir. Ohio Üniversitesi Medikal Merkezi uzmanları evli çiftlerde yaralar oluşturmuşlardır. Yaralar birbirlerine sıcak davranan çiftlerde birbirlerine düşmanca yaklaşan çiftlerle kıyaslandığında neredeyse iki kat daha çabuk iyileşmiştir. Araştırma Archives of General Psychiatry dergisinde yayımlanmıştır.

     

    9. Daha Uzun Hayat

    Araştırmaların büyük bir çoğunluğu evli insanların daha fazla yaşadığını gösteriyor. En büyük araştırmalardan biri 1990’larda 8yıllık bir süre boyunca evliliklerin ölüm oranına olan etkilerini incelemektedir. National Health Interview Survey’den veriler kullanarak hiç evlenmemiş insanların evli insanlardan %58 daha fazla öldüğünü bulunmuştur. Evlilik hayattaki zorluklarla birlikte savaşarak ve karşılıklı destekle, finansal yararlar ve mutluluk kaynağı olan çocuklarla daha uzun bir hayata katkıda bulunur.

    Bunun yanında, duygusal bir açıklama da vardır. Evlilik insanlardaki diğerlerinden soyutlanma duygusunu engelleyerek onları ölümden korur. Yalnızlık, bu neden her ne olursa olsun ölüme sebep olan etmenlerle ilişkilidir. Diğer bir deyişle, evli insanlar daha çok yaşarlar, çünkü her zaman sevgiyi ve bağlılığı hissederler.

     

    10. Daha Mutlu Hayat

    Aşkın en büyük yararının sevinç olduğu çok açık bir gerçektir. Fakat araştırma bu bağın nasıl bu kadar güçlü olduğunu gösterebilmek için yeterli değildir. Journal of Family Psychology’deki bir araştırma mutluluğun ailedeki gelirden çok aile ilişkilerinin niteliğine dayandığını göstermiştir. Bu yüzden aşkın gücünün en azından bazı durumlarda paranın gücünü yendiğine dair bilimsel bir kanıt vardır.

     

    İlişkinize İyi Bakın

    Somut faydalar sağlayabilecek sevgi dolu bir ilişki geliştirmeniz için, RealAge olarak size bir kaç önerimiz var:

    • Depresyondaysanız ya da sürekli endişeliyseniz tedavi olun.
    • İletişim becerilerinizi geliştirin ve bir anlaşmazlığı çözmeyi öğrenin.
    • Günlük hayatınızda mutlu ve mutsuz olayları sevdiğiniz insanla paylaşın.
    • Birbirinizin başarılarını kutlayın.

    Son olarak, eşinize ya da sevgilinize kötü zamanlarında destek verdiğiniz gibi mutlu günlerinde de onun yanında olmayı ihmal etmeyin. Unutmayın, acı paylaşıldıkça azalır, sevinç paylaşıldıkça çoğalır.


    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 22/1/2009 - BİLİYORUM UZUN YAZILARI OKUMAYI SEVMİYORSUNUZ..
  • Kategori: Faydali Yazilar

     

    Kuşlar-

    Sevginin türleri var mı?

     

    Şartlı Sevgi Sahte midir?

    Zaman ve içinde yaşadığımız sistem o kadar yapay, yalan ve sahte ki
    dostlar... Sevgiler, dostluklar, ahbaplıklar o kadar iki yüzlü ve çıkara
    dayalı ki.İşte bu nedenle, içinde hilesiz sevgi taşıyanlara acı ve zor geliyor
    yaşadığımız çağ. Tebessümler, gülüşler, dokunuşlar, sevgi sözleri hepsi
    hepsi yalan ve sahtekarca geliyor insana.

    Hayatımda hiç kimseye kötülük düşünmedim, bilerek kimseye kötülük
    ettiğimi de sanmıyorum. Hayatım boyunca hep insanlara iyilik etmek için
    çırpındım, bunu beni tanıyan herkes bilir. Çıkar için babam da olsa elini
    öpmedim. Haksızlığına inandığım hiç bir olayda ya da hiç bir insana taraf
    olmadım. Yaşamım boyunca kimseye muhtaç olmadım, ama zengin de
    olamadım. Zengin olmam zaten mümkün değildi. Çünkü ilaç ya da
    yemek paramı bile aç kalma pahasına da olsa ihtiyacı olduğuna inandığım
    insanlara verdiğim çok olmuştur. Bu huyumdan dolayı babam bile hiç
    sevmedi beni, para kazanmaktan başka hiç bir nitelik taşımayan
    kardeşlerimi daima el üstünde tuttu.

    Oysa ki, babam varlıklı sayılır, maddi olarak hiç bir şeye ihtiyacı da yok.

    Düşünüyorum da sanki bütün ilişkiler insani değerlerin dışında ,yalnızca
    para ve çıkar üzerine kurulu. Çünkü birey olarak, toplum olarak el
    üstünde tuttuğumuz anlamsız değerler ve aldığımız kültür, içinde
    bulunduğumuz zaman bunu gerektiriyor. Bugüne kadar
    çevremdekílerden çıkar ilişkisini gözetmeden seven birkaç kişi tanıdım.
    Annem, ninem ve kızkardeşimdi bu kişiler. Bir tek onların sevgisinin,
    hesapsız, çıkarsız, yalansız, hilesiz olduğuna inadım. Toplumumuzda,
    kadınların neden daha duyarlı, tutarlı ve dürüst davrandıklarının nedeni
    üzerine çok düşündüm ama kendimce bir sonuca varamadım.


    Hayatı anlamak ve yaşama anlam katmak için; sevgiyi yakalamak ve
    anlamlı kılmak lazım. İnsanlar yüreğini sevgiye ayarlamalı ki kini, nefreti
    ve çıkarı kafdağının ötesine kovalasın. Yoksa insanı erdemleştiren,
    duyguyu sıcak, yüreği temiz tutan, çıkarsız, yalansız, sevgiye yönelmesí
    mümkün değildir insanın. Sevmeyen insanın hayatı zaten güzel ve
    anlamlı da olmaz?

    Sevgisini çıkarsız yalansız sevdiklerine vermek, mal para yada yemek
    vemekten daha iyi değil midir?. Sevmek demek (hayatta ölmek değil ama
    gerektiğinde gözünü kırpmadan canını verebilmektir sevdiklerine.) Bazen
    düşünüyorum da insan sevmeden nasıl yaşar, toprağı, suyu havayı en
    önemlisi de insanı sevmeden nasıl yaşar? Kimi insan için yaşamak sadece
    bir dolup boşalma kanalıdir. Yanlızca yiyip içmek, tuvalete gitmektir.
    Lüks arabalara binmek ya vda başkalarına hava atmaktır. Ne korkunç ve
    tiksindirici değil mi? Hiç bir derinliği ve ağırlığı olmayan ve yaşadığını
    hissedip de neden yaşadığını bilmemek ne çirkin şey. Çevrenizde o tür
    insanlarla bir konuşun. Hayatla, mutlulukla , sevgiyle ilgili fikirlerini
    sorun, alacağınız cevapları bir değerlendirin ve göreceksiniz ki bu
    dünyada ot gibi yaşayan ne çok insan var. O zaman kızmadan bana hak
    vereceksiniz. Bu tür insanlar çevremizde o kadar çok ki. Oysa, insan
    sevgisi, sevdası, bilgisi, ilgisi, düşü, düşüncesi, kültürüyle insandır.
    (İnsan salt bir dolup boşalma kanalı değildir.)



    "http://img.blogcu.com/uploads/ozdencicek_kus__resimleri11.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.

    Sevginin kökeni insanınki kadar eskidir, insanla birlikte sevgi de var oldu
    yeryüzünde. Sevgisiz bir hayat koca bir hiçtir, boş bir kalıptır. Hayat koca
    bir kitaptır, sayfaları sevgiyle çevirdikçe ancak insan, insanlığının farkına
    varabilir. En kutsal sevgi karşılık beklemeden sevmektir. Karşılık
    bekleyen sevgi, gerçek sevgi değildir; çıkarcı, ucuz, basit ve günü birlik
    yaşanan sevgidir. Sevgi sanılan bazı günübirlik hoşlanmalar da kalıcı
    değildir, gelip geçicidir. Çünkü yalnız çıkara ve anlık hoşlanmalara
    dayalıdır. Gerçek sevgi hesapsız ve hilesizdir. Gerçek sevgi üzerine
    kurulan ilişkilerin temeli de öyle kolay kolay yıkılmaz. Sevgi kin ve nefret
    tutmaz, gerçek sevgide e bencillik yoktur. Sevgiyle yapılan hersey
    yapıcıdır, saygındır, güzeldir.

    Bakın " Masumi Toyotome" diye bir Japon yazar, "Sevgi Çeşitleri" başlıklı

    makalesinde ne güzel anlatıyor bunu:
    . Bu yazıyı, kimin çevirdiğini, kimin
    düzenlediğiyle ilgili, elimde herhangi bir bilgi ya da kaynak yok....

    Çevirmeninden, yayımcısına, düzenleyicisinden yazarına kadar emeği
    geçen herkesten özür diliyerek aşağıya alıyorum...



    Sevgi Çeşitleri

    Masumi Toyotome.
    "Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye başlıyor. "Ama sevgi
    nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz?" diye soruyor..

    Sonra anlatmaya başlıyor.

    "Sevgi üç türlüdür!.."
    Birincinin adı "Eğer" türü sevgi!..
    Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar..

    Örnekler veriyor:
    Eğer iyi olursan baban, annen seni sever.
    Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim.
    Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim.
    Toyotome "En çok rastlanan sevgi türü budur" diyor.
     Bir şarta bağlı sevgi..
    Karşılık bekleyen sevgi.. "Sevenin, istediği birşeyin sağlanması karşılığı
    olarak vadedilen bir sevgi türüdür bu" diyor yazar.. "Nedeni ve şekli
    bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı birşey kazanmaktır."

    Yazara göre evliliklerin pek çoğu "Eğer" türü sevgi üzerine kurulduğu için
     çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine
    değil,hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve
    beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları
    başlıyor.
    Sevgi giderek nefrete dönüşüyor. En saf olması gereken anne baba
    sevgisinde bile "Eğer" türüne rastlanıyor.
    Yazar bir örnek veriyor.

    Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu
    etmek için, çok çalışıyor. Okul dışında hazırlama kurslarına da gidiyor.
    Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü
    hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına gidiyor. Eve
    döndüğünde babası öfkeyle "Sınavları kazanamadın. Bir de utanmadan
    Hakone'ye gittin" diye
    bağırıyor. Delikanlı "Ama baba, vaktiyle sen de bir ara kendini iyi hissetmediğinde
    Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın" diyor.
    Baba daha çok kızarak, delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da intihar ediyor.

    "Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler,
    yanılıyorlardı" diyor
    yazar..

    "Delikanlı babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki
    beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı!.."
    İnsanlar "Eğer" türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında..

    "Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek, bu genç
    adamın yaptığı gibi, yaşamı sürdürmekle, ondan vazgeçmek arasında bir
    tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir"
    diyor,Masumi Toyotome..
    İlginç değil mi?..

    İkinci türe geçiyoruz.
    Çünkü türü sevgi..
    Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor:

    "Bu tür sevgide kişi, birşey olduğu, birşeye sahip olduğu ya da birşey
    yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya
    da koşula bağlıdır." Örnek mi?..
    "Seni seviyorum, çünkü çok güzelsin. (Yakışıklısın!)"
    "Seni seviyorum, çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün
    ki.."
    "Seni seviyorum, çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki.."
    "Seni seviyorum,çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere
    götürüyorsun ki.."

    Yazar," çünkü " türü sevginin, eğer türü sevgiye tercih edileceğini
    anlatıyor. Eğer türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük
    ve ağır bir yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik
    yüzünden sevilmemiz, hoş birşeydir, egomuzu okşar. Bu tür, olduğumuz
    gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür
    sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz,
    bu türün, "Eğer" türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz.
    Kaldı ki, bu tür sevgi de yükler getirir insana..

    İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına
    yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz
    daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini
    sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşam sonsuz sevgi
    kazanma çabası ve rekabet girer. Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe
    içerler. Sınıfın en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler. Üstü açık BMW'si ile
    hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler. Evli kadın kocasının genç ve
    güzel sekreterine içerler.

    "O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi?" diye soruyor,
    Toyotome.. "Çünkü türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz" diyor.
    Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var.


    Birincisi.. "Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz?" korkusu..
    Tüm insanların iki yanı vardır. Biri, dışa gösterdikleri, öteki yalnızca
    kendilerinin bildiği.. "İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi
    terkederlerse" korkusu buradan doğar.

    İkincisi de.. "Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez
    olurlarsa.." endişesidir. Japonya'da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli
    kızın yüzü ,patlayan kazanla parçalanmış. Yüzü fena halde çirkinleşince,
    nişanlısı nişanı bozup onu terketmiş. Daha acısı; aynı kentte oturan anne
    ve babası, hastaneye ziyarete bile gelmemişler artık çirkin olan kızlarını..
    Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina edilmiş
    olduğundan bir günde yok olmuş. Güzellik kalmayınca sevgi de
    kalmamış. Kız birkaç ay sonra kahrından ölmüş.

    Japon yazar "Toplumlardaki sevgilerin çoğu 'Çünkü' türündendir ve bu
    tür sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür" diyor.. Peki o
    zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne?.."

    Ve işte sevgilerin en gerçeği!..

    "Üçüncü tür sevgi benim 'Rağmen' diye adlandırdığım türdür" diyor
    yazar.
    Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında birşey beklenmediği için
    "Eğer" türü sevgiden farklı bu.. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine
    dayanıp, böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için "Çünkü" türü
    sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan "Birşey olduğu için"
    değil,"Birşey olmasına rağmen" sevilir. Güzelliğe bakar mısınız?..
    Rağmen sevgi..

    Esmeralda, Qusimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu
    olmasına "rağmen" sever. Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda'ya
    çingene olmasına "rağmen" tapar!.. "Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı,
    en sefil insanı olabilir. Bunlara 'rağmen' sevilebilir. Tabii bu sevgiyle
    karşılaşması şartı ile.." Burada insanın, iyi, çekici ya da zengin konum
    edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü
    huylarına ya da kötü geçmişine "rağmen" olduğu gibi, o haliyle
    sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en
    değerli gibi sevilebiliyor.

    Japon yazar "Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur" diyor. "Farkında
    olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek,giysi,ev,
    aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir." Bunun böyle
    olduğundan, yazar nasıl emin diyebilirsiniz. Haklı olduğunu kanıtlamak
    için sizi bir teste davet ediyor..

    "Şu soruma cevap verin" diyor. "Kalbinizin derinliklerinde, dünyada
    kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini
    düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan
    ilginizi yitirmez miydiniz?.. Kendi kendinize 'Yaşamamın ne yararı var ?'
    diye sormaz mıydınız?.."

    Devam ediyor Toyotome.. "Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi
    çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün.. Dünya birden bire
    başınızın üstüne çökmez miydi?. O an yaşam size anlamsız gelmez
    miydi?."

    "Diyelim sıradan bir yaşamınız var.. Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde
    gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa,
    kalan hayatınızı nasıl yaşardınız?.." diye soruyor ve yanıtlıyor: "Böyleleri
    ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp yaşayan
    ölü haline geliyorlar." Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor
    "Rağmen" sevgiyi.. "Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni
    'Rağmen' türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da birgün bu sevgiyi
    bulacağınıza inancınızdır." Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome..
    "Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor.
    Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var.. Kimsede başkasına verecek fazlası
    yok" diye açıklıyor..



    Anlatıyor..
    "Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama da o da
    aynı şeyi başkasından beklemektedir." Peki bu dünyada sevgi ne kadar
    var?..
    Yazara göre, açlığımızı biraz bastıracak kadar.. Ve de yemek öncesi
    tadımlık gelen iştah açıcılar gibi.. Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir
    sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar
    muhtaç olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini
    ve bizi doyurmasını bekliyoruz.. Hani nerede?.. Hepsi o..


    Ve asıl çarpıcı cümle en sonda..
    "Dünyadaki en büyük kıtlık, 'rağmen' türü sevginin yeterince olmayışıdır!.."

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 17/1/2009 - ARKADAŞLARIM...KALP KIRMAYA DEĞERMİ ?‏
  • Kategori: Faydali Yazilar

     


     

     

    Doğan CÜCELOĞLU'NUN, 

    Eğitimindeki Katılımcılarla bir konuşmasından alıntıdır.

    Özel olduğunu düşündüğümden, Paylaşmak istedim;

      

    > Doğan Cüceloğlu:  Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?


    > Bir Katılımcı:  Hocam Allah'a Şükür bildiğimiz kadarıyla yok.

    > Cüceloğlu:  Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz?

     

    > Cevap:  (neredeyse otomatik olarak çıkar:  ÖLÜM )


    > Cüceloğlu:  Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir ama bundan sonra başa gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Başka hiçbir şey insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu    benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi?

     

    > Katılımcılar: (Burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlarlar) 


    > Cüceloğlu:  Öleceğim belli ise, benim ölümcül bir hastalığım olduğuda açıktır...

       Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz?

     

    > Katılımcılar:  Hayır


    > Cüceloğlu:  Bu saniye içinde olma olasılığı var mı?

    > Bir Katılımcı:  Evet var.
    > Cüceloğlu:  Ya Yarın?

    > Bir Katılımcı:  Evet.

    > Cüceloğlu:  Ya 30 yıl sonra?

    > Bir Katılımcı:  Olabilir.
    > Cüceloğlu:  Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz? Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz?
    > (Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü;  genellikle yaşama böyle bakmamışlardır.)


    > Cüceloğlu:  Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? , Var mıdır böyle bir garanti?

     

    > Bir Katılımcı:  Yoktur Hocam.


    > Cüceloğlu:  Peki nereden biliyoruz az sonra telefonun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini?


    > (Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlarlar) ve Bir Katılımcı:  Hocam konuyu değiştirsek?


    > Cüceloğlu:  Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz, o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız?


    > Bir Katılımcı:   Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam.


    > Cüceloğlu:  Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular, tartışma yada gerginlik yaratır mıydı? Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona, yüreğinizin derininden gelen bir 'Seni gerçekten çok seviyorum' demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz?  Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı?


    > (Burada bazı katılımcılar ağlıyordur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir)


    > Cüceloğlu:  Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz, kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde 'Şimdi kalbini kırdım, ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim' diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz. Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı? Buna zamanımız gerçekten kaldı mı?




          *** ÖMER HAYYAM'IN DİZELERİ ***

    >   İNSAN  yiyeceksiz, giyeceksiz edemez: 

    >   Bunlar için didinmene bir şey denmez.
    >   Ondan ötesi ha olmuş, ha olmamış:
    >   Bu güzelim ömrünü satmaya değmez.

        
          
                Ailemiz, Yakınlarımız, Sevdiklerimiz,  İş arkadaşlarımız, Komşularımız  ve  Hayatı paylaştıklarımızla birlikte geçirdiğimiz her anı önemsemek ve asla ama asla kalp kırmamak gerek hiç şüphe yok, Zira Kalp Kırmanın hiç ama hiç Telafisi de yok...


     



     


    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    SENİ SUÇLAYANA ASLA KENDİNİ SAVUNMA.. NASIL OLSA INANMAYACAK.... SENDEN EMİN OLAN KİŞİNİN İSE ZATEN BUNA IHTIYACI YOKTUR.

    Son Yazılar

  • ::::::::Geç Kaldın Bana Ben Gibi
  • Bizimkisi Bir Aşk Hikayesi
  • ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ‏
  • Sevdanın Resminde Yokum‏
  • SEVDAYA DAİR‏

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • RSS
  • GÖÇMEN KUŞLAR
  • MUHASEBE DERSLERİ
  • DAGANER

    Kategoriler



  • Ask
  • Avatarlar
  • Bayram
  • Cocuk
  • Dunya
  • Egitim
  • Erkekler
  • Faydali Yazilar
  • Fotograf
  • Genel
  • Giftler
  • Haber
  • Hayvanlar
  • Hobi
  • Kadin
  • Kitap
  • Medya
  • Meraklilar
  • Mizah
  • msn ifadeleri
  • Muzik
  • Resim
  • resimli siir
  • Saglik
  • sevgi
  • Siir
  • Teknoloji
  • Yasam
  • yeni albumler
  • Arkadaşlarım

  • ozlemtnk
  • busu
  • ilknur1959
  • vergidenetmeni
  • yoreselbebeklerim
  • Daganer
  • dileky
  • fatostuncay
  • izmirlihaberci
  • sevgiblogu
  • ilkerceliklive
  • bengu
  • niluferdenaskadair
  • farahnaz
  • gullerinkalbi3
  • sengulceyle
  • benimsonsuzlugum
  • GozlerindeSakla
  • vergidenetcisi
  • beautifulfeyza
  • kozmogirl
  • fuldaa
  • aysunyurt
  • ayseliden
  • erselsaygi
  • asiguzelimm
  • 8haziran67
  • asahin2007
  • ozdaganer
  • akifoz
  • SizinAbla
  • teknolojistik
  • mustafayavuz
  • CukurbagKoyu
  • imbatesintisi
  • yust
  • ozlemlehayat
  • ozakif
  • PastaMalzemeleri
  • gulererdogan35
  • 1001kopru
  • enpopuler
  • Ebrar67
  • blogdenizi
  • biryudumrenk
  • arzununpenceresinden
  • BilgisayarEgitimlerimiz
  • sifaniyetine
  • beyzaca
  • elifyasinesra
  • esocan99
  • fenciyim
  • nilaycan
  • buselihayat
  • CILGINOGRETMEN
  • birkadin17
  • sagunerm
  • nefise45
  • busecegunler
  • metekan
  • gocmenkizi
  • sessizfirtinalar
  • suskunlugumsiyahinmatemi
  • hamideoz
  • anemonunmutfagi
  • goollgeee
  • adanavdb
  • okulderslerim
  • sevgiliask
  • ecinindunyasi
  • bebenaz
  • ecininyenidunyasi
  • oyuncaz
  • opalankok
  • feyzacemre95
  • 13winxhepsi
  • yamanlarinsaat
  • winxcaz
  • evlilikdrami
  • sonsuzveda
  • masum61
  • destebasi
  • yaziruhu
  • meleksoylu
  • bebeqimsin
  • seniseviyorumsemra
  • yildizcaa
  • allthemagic
  • yakamozdakigozler
  • AzraSafi
  • clupokyanus
  • Karya35
  • emodejay
  • muminturut
  • hatiralarlaben
  • xxberkemxx
  • mehmetkirmizi
  • GKSLYSN
  • hasretinleyim
  • yabancilar
  • Web Stats table border=0 style="background-color: #fff; padding: 5px;" cellspacing=0>
    Sayfa: 1 - Toplam: 994
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa
    Google Gruplar
    DAGANER grubuna kayıt ol
    E-posta:
    Bu grubu ziyaret et