Daganer Gurubuna üye Olunuz.. - Blogcu

Free Banner Maker

Daganer Gurubuna üye Olunuz..

  • 12/10/2009 - Ne güzel cahildik...
  • Kategori: Egitim








     
     
    Dışarıda kar...
    Ama kuzine içten içe öyle yanıyor ki.
    Kuzinenin üzerinde demir maşa...Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri.
    Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu...

    Sucuk lükstü.
    Yumurta lezzetli.

    Ekmek her zaman ekmek gibi...
    Bir kez olsun kümesten yumurta almamış, bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında, boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım...

    Dışarıda kar...
    İçeride kanaat...
    İçeride huzur...

    Televizyon yoktu.

    Gazete de her zaman olmazdı.
    Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
    Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, kokusuna râm olurduk.
    Kestane közlemek bütün bir gecenin mutluluğuydu.
    Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar...
    Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası...

    Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi?
    Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı.

    Çay da kokardı...
    Domates de...
    Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.
    Dışarıda kar...
    İçeride huzur...
    Zam endişesi, doğal gazın kesilm e korkusu, yolda kalma telaşı, rejim tehlikesi... Kimin umurunda...

    Ne güzel cahildik.
    Mutluluğun resmini çiziyorduk...
     

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 11/2/2009 - İçimizdeki Düşman Şüphe
  • Kategori: Egitim



    Nelerden şüpheleniriz veya şüphe nedir? Eğer kendimizden emin değilsek, karşımızdakine
    güvenmiyorsak, yeterli iletişim yoksa, hadiseyi yeterince bilmiyorsak, anlamamışsak içimize
    şüphe düşer. Neden, niçin, nasıl diye araştırabilirsek, bir dereceye kadar düzgü Nelerden
    şüpheleniriz veya şüphe nedir? Eğer kendimizden emin değilsek, karşımızdakine
    güvenmiyorsak, yeterli iletişim yoksa, hadiseyi yeterince bilmiyorsak, anlamamışsak içimize
    şüphe düşer. Neden, niçin, nasıl diye araştırabilirsek, bir dereceye kadar düzgün sebepler
     bulur, aklıselimimizi de kullanırsak, sıhhatli sonuçlara varabiliriz. Ama tam tersine,
    şüphelerimizi esas alıp, davranış ve yaşantımızı buna göre şekillendirirsek, büyük
    yanlışlıklara kapı açmış oluruz.




    Hatamız var mı?

    Evlilikte neden şüpheleniriz? En çok eşimizin bizi aldattığından; başkalarını beğendiğinden;
     anne babası ile bir olduğundan veya onların sözünü dinlediğinden; bize yalan söylediği
    veya parasını sakladığından; bazen de bize bağlılığından, geçmişinden şüpheye düşeriz.
    Yeterli seks yapmasa "Acaba başkası mı var"; bizi istemese "Tamam artık beni sevmiyor"
    deriz. Hiç düşünmeyiz acaba niye "Hayır" diyor veya bizi arzulamıyor diye. Acaba ben
    yanlış bir şeyler mi yaptım veya ona yeterince saygı, sevgi, alaka, göstermedim mi yahut da
    davranışlarımda onu iten bir husus mu var? Ses tonum itham edici, sözlerim aşağılayıcı;
    ağzımdan çıkan laflar hakaretamiz veya iğneleyici mi?


    Maddi huzursuzluk

    Empati evlilikte çok önemlidir. Kendimizi onun yerine koyup hadiseleri, muhtemel sebepleri
     kafamızda tartarsak, genelde sıhhatli bir sonuca varabiliriz. Para hususu evlilikte bir diğer
    şüphe konusudur. Kazancını diğerine söylememek; parayı az göstermek; gizli harcama
    yapmak; masrafları sanki evli değilmiş gibi karşı tarafın ödemesini beklemek; gizli hesap
    açmalar ve tabii kredi kartı fazlalıkları, evlilikte en çok tarafların birbirinden şüphe etmesini
    yaratan hususlardır. Nereye harcıyor? Bu kadar para nereye gidiyor? Acaba gizli gizli
    birilerine mi yediriyor? Aklımıza bin bir şüphe getiririz... Burada karşılıklı açık açık
    konuşulsa, izah edilse, "Para benim", "Senin" demeden, "Bizim" olarak harcansa, bütün bu
    anlamsız şüphelerden kurtulurduk. Hesaplar ortak açılmalı, karşılıklı olarak ne
    kazanıyorsak, oradan harcanmalı ve biriktirilmelidir. Evlilikte her şey müşterektir. "Ben"
    "Sen" yokuz, "Biz" varız. Hesap sormak çok kırıcıdır. Bunun için tarafların her harcamadan
    haberdar olması gerekir.

    quietly

    Hep sanırız...

    Genelde eşler karşı tarafın, kendisinin haberi olmaksızın, ailesi ile görüştüğünden de
    şüphelenir. Eğer, eşinin ailesi ile arası iyi değilse, kayınvalidenin telefon edip eşini
    doldurduğundan şüphelenir. Eşinin bu sebeple tavır aldığını ve onların tesiri altına girdiğini
    sanır. Bu şüphe, şahsı kaba veya soğuk davranmaya, ilişkileri çekilmez yapmaya başlar.
    Öyle ki, şahıs biraz geç kalsa, Hah annesine uğradı herhalde", azıcık suratı asık olsa
    "Tamam yine kulağına kar suyu kaçırmışlar" demeye başlar. Arkadaşları ile buluşsa "Acaba
    mı?" diye şüphelenir. Kredi kartı ekstrelerini kontrol eder, kaç kişilik yemek yenmiş diye,
    cep telefonu mesajları, arayan veya aranan telefonları incelemeler, hepsi tipik evlilik
    şüphesidir.


    Değişimler korkutur

    Ve ne yazık ki, en yakınımız olması gereken kişiyi, her an her şekilde, zan altında bırakırız.
    Şüphe aynen bir kurt gibidir. En güzel evlilikleri bile oyar. Enfes bir elma düşünün, içinden
    kurt tarafından kemirilmiş. Buna müsaade etmeyin lütfen. Şüphe kişinin ruh dengesini
    bozar. İnsanı sahte davranışlara, rollere sürükler. Güveni kaybettirir ve en mühimi yıpratır.
    Bir erkek kendine bakmaya, genç giyinmeye, son moda şarkılar dinlemeye başlarsa, eşi
    hemen işkillenir. Hafta sonlarında iş gezileri, gece geç gelmeler, karşı tarafı alarma geçirir.
    Hemen şüphe mekanizması devreye girer. Eşinin, o bir şey anlatırken, etrafla meşgul olması
    veya televizyonu izlemeye devam etmesi, iltifat etmemesi, bir seyahatte ayrı aktivitelere
    takılması, gelen gidenle fazlaca alakadar olması, hele hele karşı cinsle göz teması ve daha
    bir sürü durum eşleri şüpheci yapar. Buradaki duygusal eksiklik, sükutu hayal, burukluk,
    gurur incinmesi haklı olarak, şahısları hassas yapar, dolayısı ile şüphe kuruntuları başlar.
    Akla gelen gelmeyen her şeyde bir kanıt aranır. Çoğu zaman da gereksiz soğukluklar,
    maddi manevi kısıtlamalar özel hayatı didiklemeler başlar. Ve tabii bir yanlışlıklar
    komedyasıdır gider.



    Yıkmak çok kolay

    Ortada bir haksızlık varsa, şahıs ne olduğunu anlamadan kendini bu furyanın ortasında
    bulur. O da karşılık verip işleri sarpa sardırır. Sonunda "Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı
    tavuktan" misali bir şüphe uğruna gereksiz anlaşmazlıklar içine düşerler. Hep söylediğim
    gibi, sevgiden şüphe, alakadan şüphe, aldatıldığından, istendiğinden şüphe evliliğin
    üzerindeki bulut gibidir. Yağmur mu, kar mı, dolu mu yağdırır belli olmaz. Biz en iyisi
    kendimize, eşimize güvenelim, geçmiş güzel günleri düşünüp, geleceğimizi bir şüphe
    uğruna feda etmeyelim. Bir evliliği inşa etmek zordur. Onu korumak daha zordur. Ama
    yıkmak çok kolaydır. Tabii sonra pişman olmamak için, çok pek çok düşünmek ve
    adımlarımızı ona göre atmak gerektir. Güneşli, günler, bulutsuz güzel evlilikler dileği ile.


    no description


    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 31/1/2009 - YERİNİ KİM TUTABİLİRKİ...ANNELER...
  • Kategori: Egitim

    Click here to join Kute_group





    Click here to join Kute_group




    Click here to join Kute_group




    Click here to join Kute_group


     




    Click here to join Kute_group



    Click here to join Kute_group




    Click here to join Kute_group



    Click here to join Kute_group




    Click here to join Kute_group





    Click here to join Kute_group






    Click here to join Kute_group


    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 14/1/2009 - MUTLULUK NERDE??
  • Kategori: Egitim


    MUTLULUK NERDE??

    Genç kız gittiği hastanede çevresini anlamsız bakışlarla izlerken aklında cevaplamayı istediği yüzlerce soru vardı. Zaman ilerledikçe hem heyecanlanıyor, hem korkuyor hem de nasıl anlatmalıyım diye içi içini yiyordu.

    Gittiği hastane çevrenin en iyi hastanelerinden biriydi .Doktorları da iyiydi. Ama bu onun içinde en ufak bir kıpırdama hissettirmiyordu. Çünkü biliyordu olacakları. İçeriye girecekti, doktor şikayetini soracaktı, o da hemen hayattan zevk almıyorum diyecekti. Doktor şöyle bir bakacak sonra da neden, ne zamandır gibi anlamsız birkaç soru soracaktı ve sonra direk karnesine depresyon başlığı adı altında birkaç ilaç yazacaktı. Bilindik tabloydu yani.

    Zaman ilerlerken çevresindeki insanları süzmeye başladı. Hepsi de çok farklıydılar. Bazıları kendisi gibi oldukça normal görünüyorlardı. Şöyle bir düşünce geçti aklından “demek ki aslında çevrede gördüğü birçok insan da kendisi gibiydi belki de . Yani dışardan hiçbir sorun yokmuş gibi görünen ama içlerinde fırtınalar kopan...” Bazıları ise bir başkasına muhtaç şekildeydiler. Dünyayla bağları kopmuş durumdaydı adeta.. Acaba onların yerinde olsaydım ne yapardım diye düşündü genç kız. Bu şekilde yaşadıkları halde hala hayata tutunmanın yolunu arıyorlar. “Neden acaba?” diye sordu kendi kendine. Cevabı bulmaya çalışırken sekreterin kendisini anons ettiğini işitti.

    Korku, telaş, aklı karmakarışık doktorun odasında buldu kendini. Ona kalsa odanın kapısından geri dönerdi ama ablası getirmişti onu ve saatlerce beklemişti onunla birlikte. İstemeye istemeye girmek zorunda kalmıştı odaya…

    İçeri girer girmez diğer doktorların aksine gülen bir yüzle karşılamıştı doktor onları. Herhalde ablam var diye böyle davranıyor diye geçirmişti içinden genç kız. Nasıl olsa ablası az sonra çıkacaktı dışarı ve görecekti şuan gülücükler saçan doktorun gerçek yüzünü. Sorunu anlatmıştı ablası. Ablası anlatırken doktor arada genç kıza sorular sormuştu. Sonra ablasını dışarı çıkardı doktor. Yalnız kaldılar. Doktorun davranışlarında beklediği değişmeyi görmeyince sanki içinde bir ışık parlayıvermişti. Konuşmak istiyor, ama söyleyemiyordu yüreğindekileri. En sonunda dayanamayıp ben konuşamıyorum içimdekileri yazsam olur mu diye sormuştu doktora. Doktor da hemen kabul etmiş ve bir hafta sonraya randevu vermişti kendisine. Haftaya bugün demişti doktor aklındaki her şeyi anlatmanı istiyorum yoksa sana yardımcı olamam ve ben de tüm diğer doktorlar gibi sana ilaç verir seni eve gönderirim ve sen de yine aynı şekilde ilerlemeyi bırak gerilemeyle gelirsin karşıma. Senin konuşmaya ihtiyacın var demişti. Bu sözleri duymak genç kıza daha bir güven vermişti…

    Bir hafta boyunca içindekileri yazmaya çalıştı genç kız. Kimi zaman yazdıklarını başkası okursa düşüncesine kapıldı o yüzden her şeyi yazamadı. Ama genel hatlarıyla doktorun okuduklarından sonuçlar çıkaracağına emindi.

    Bir hafta geçmiş ve yine doktorun odasında bulmuştu kendini. Doktor yazdıklarını büyük bir dikkatle okuyor o okurken genç kız da doktoru izliyordu. Onun mimiklerini seyrediyordu. Anlayıp anlamadığını anlamak için. Doktor yazıyı okuduktan sonra yazılanlar hakkında birkaç soru sordu. Sonra derin bir nefes aldı ona mutluluğun nerede olduğunu anlatmaya karar verdi.

    Şimdi anlatacaklarımı hayal et dedi doktor genç kıza. Genç kız başıyla tamam anlamında bir işaret yaptı ve doktor sözlerine devam etti. “ Kupkuru bir çölde yapayalnız kaldığını hayal et. Güneş inanılmaz derece de yakıyor bütün vücudunu. Adeta başından dumanlar çıkıyor. Dayanamayacak durumdasın ama hala dayanıyorsun. Ümitsizce su bulabileceğin bir yer ararken birden bir kuyuya rastlıyorsun. Heyecanla yanındaki kovayı kuyuya atılıyorsun ama bir de bakıyorsun ki kurmuş kuyu. Büyük bir pişmanlık yaşıyorsun. Yoluna devam ediyorsun dakikalar geçtikçe az önceki halinden daha beter oluyorsun. Sürünmeye başlıyorsun artık. Derken yine bir kuyu buluyorsun yine atıyorsun kovayı ve yine kurumuş bir kuyu. Defalarca aynı şeyi yaşıyorsun. Ve artık içindeki şevk yok oluyor. Artık bilinç altında bütün kuyuların kurumuş olduğuna inanmaya başlıyorsun. Ölmek istiyorsun. Kurtulmak adına. Önüne bir kuyu daha çıkıyor ama sen olduğun yerde öylece ölmeyi bekliyorsun. Kuyuyu görüyorsun ama gitmiyorsun yanına. Nasıl olsa tıpkı diğerleri gibi düşünüyorsun. Ama gitsen belki de bu senin kurtuluşun olacak. Fakat sen denemek bile istemiyorsun. Oracıkta öylece ölümü bekliyorsun. “ Genç kız adeta büyülenmiş gibi doktorun söylediklerini dinliyordu. Belli ki aklında yüzlerce şimşek çakıyordu. Doktor bunu anlar anlamaz hemen sözüne devam etti. “ Mutluluğu bir meyve olarak düşün. Ama öyle her meyve gibi rahatça koparabileceğin bir dalda değil. En uzun ağacın en üst dalında. Ona ulaşmak hem çok kolay hem de çok zordur. Bunu zor yada kolay yapmakta sadece senin elindedir. O dala çıkmak, çıkmayı göze almak demek bir sürü riski göze almak demektir. Çıkarken ayağın takılacak düşeceksin belki, yada vücudun çizilecek ağacın dallarından, yada ne bilim tam ulaşmışken o dala küt diye yere yapışacaksın sıfır noktasına geleceksin belki. Ama ne olursa olsun o meyveyi almaya çalışmalısın. Hayattaki en büyük hedefin bu olmalı.” Dedi. Genç kız “Ama ben o kadar güçlü değilim ki” dedi doktora. Doktor “ hayır sandığından çok daha güçlüsün emin ol dedi. Ben bu gücü sende görmesem sana ilaç verir seni evine yollardım. Ama sen de bu güç var sadece kendine inancın yok. Sen mutluluğun nerde olduğunu biliyorsun ama olmadan olacaarı düşünüyorsun. Ağacın dibine geliyorsun ve hayal ediyorsun ya düşersem, ya çizilirse bir yerim diye. Senin doktora değil kendine güvenmeye ihtiyacın var. Ben bir daha buraya gelmeni istemiyorum sen bunu kendi başına çözebilirsin . Ben sana güveniyorum ve sen de kendine güvendiğinde hiçbir sorun kalmayacak inan bana…”

    Genç kız odadan çıkarken aklında hala yüzlerce soru vardı ama bu soruları nasıl çözeceğini de biliyordu artık. Yapması gereken tek şey korkmadan o ağaca tırmanmaktı. Ve bunu yapacaktı. Çünkü hiç tatmadığı bir meyvenin tadını bilemezdi insan ve bu meyveyi tatmadan da gitmek istemiyordu bu dünyadan…



    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 16/12/2008 - Umuttun Sanıyordum Unuttun Sen
  • Kategori: Egitim


    Anette
     
    Umuttun Sanıyordum Unuttun Sen.

    hiç bir ağaç
    bahar gelince saklamaz
    çiçeklerini gökyüzünden
    hiç bir çiçek

    kollarını kapamaz
    ona koşup gelen arıya
    kollarrını kapadın,
    çiçeklerini sakladın sen
    umuttun sanıyordum
    unuttun sen!

       
    şimdi hangi toprağı avuçlasam
    içinden yol arayan bir solucan çıkıyor.
    ve hangi denize taş atsam,
    gidip masum bir yunusu vuruyor.
    yolllarımı tıkadın
    hedefimi şaşırttın sen
    umuttun sanıyordum
    unuttun sen!

    artık kaç intihar öldürür
    içimde ölümsüzleşen seni
    ve hangi mezar kucaklar
    böyle nefes alırken beni
    şu yıllardır can kusan
    ruhumun ciğerlerine
    taptaze,mis gibi bir nefestin sen
    umuttun sanıyordum
    unuttun sen.

    şimdi hangi büyücü fayda eder
    senden büyülenmiş gözlerime
    ve kaç bin kırbaç kar eder
    sensiz küfürle dolmuş sözlerime
    yıllardır yazdığım aşk tezimi
    sayfa sayfa çürüttün sen

    umuttun sanıyordum
    unuttun sen

    artık hangi dağda arayayım
    gönlümün kırlarına yeni bir ceylan
    gözyaşlarım yüzümün yamaçlarında
     

    damla damla heyelan
    şu cehennem gibi yanan yüreğime
    bembeyaz,sepserin bir buluttun sen
    umuttun sanıyordum
    unuttun sen.
    unuttun sanıyorum
    umuttun sen........
        
    Mustafa Durukan

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    SENİ SUÇLAYANA ASLA KENDİNİ SAVUNMA.. NASIL OLSA INANMAYACAK.... SENDEN EMİN OLAN KİŞİNİN İSE ZATEN BUNA IHTIYACI YOKTUR.

    Son Yazılar

  • ::::::::Geç Kaldın Bana Ben Gibi
  • Bizimkisi Bir Aşk Hikayesi
  • ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ‏
  • Sevdanın Resminde Yokum‏
  • SEVDAYA DAİR‏

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • RSS
  • GÖÇMEN KUŞLAR
  • MUHASEBE DERSLERİ
  • DAGANER

    Kategoriler



  • Ask
  • Avatarlar
  • Bayram
  • Cocuk
  • Dunya
  • Egitim
  • Erkekler
  • Faydali Yazilar
  • Fotograf
  • Genel
  • Giftler
  • Haber
  • Hayvanlar
  • Hobi
  • Kadin
  • Kitap
  • Medya
  • Meraklilar
  • Mizah
  • msn ifadeleri
  • Muzik
  • Resim
  • resimli siir
  • Saglik
  • sevgi
  • Siir
  • Teknoloji
  • Yasam
  • yeni albumler
  • Arkadaşlarım

  • ozlemtnk
  • busu
  • ilknur1959
  • vergidenetmeni
  • yoreselbebeklerim
  • Daganer
  • dileky
  • fatostuncay
  • izmirlihaberci
  • sevgiblogu
  • ilkerceliklive
  • bengu
  • niluferdenaskadair
  • farahnaz
  • gullerinkalbi3
  • sengulceyle
  • benimsonsuzlugum
  • GozlerindeSakla
  • vergidenetcisi
  • beautifulfeyza
  • kozmogirl
  • fuldaa
  • aysunyurt
  • ayseliden
  • erselsaygi
  • asiguzelimm
  • 8haziran67
  • asahin2007
  • ozdaganer
  • akifoz
  • SizinAbla
  • teknolojistik
  • mustafayavuz
  • CukurbagKoyu
  • imbatesintisi
  • yust
  • ozlemlehayat
  • ozakif
  • PastaMalzemeleri
  • gulererdogan35
  • 1001kopru
  • enpopuler
  • Ebrar67
  • blogdenizi
  • biryudumrenk
  • arzununpenceresinden
  • BilgisayarEgitimlerimiz
  • sifaniyetine
  • beyzaca
  • elifyasinesra
  • esocan99
  • fenciyim
  • nilaycan
  • buselihayat
  • CILGINOGRETMEN
  • birkadin17
  • sagunerm
  • nefise45
  • busecegunler
  • metekan
  • gocmenkizi
  • sessizfirtinalar
  • suskunlugumsiyahinmatemi
  • hamideoz
  • anemonunmutfagi
  • goollgeee
  • adanavdb
  • okulderslerim
  • sevgiliask
  • ecinindunyasi
  • bebenaz
  • ecininyenidunyasi
  • oyuncaz
  • opalankok
  • feyzacemre95
  • 13winxhepsi
  • yamanlarinsaat
  • winxcaz
  • evlilikdrami
  • sonsuzveda
  • masum61
  • destebasi
  • yaziruhu
  • meleksoylu
  • bebeqimsin
  • seniseviyorumsemra
  • yildizcaa
  • allthemagic
  • yakamozdakigozler
  • AzraSafi
  • clupokyanus
  • Karya35
  • emodejay
  • muminturut
  • hatiralarlaben
  • xxberkemxx
  • mehmetkirmizi
  • GKSLYSN
  • hasretinleyim
  • yabancilar
  • Web Stats table border=0 style="background-color: #fff; padding: 5px;" cellspacing=0>
    Sayfa: 1 - Toplam: 994
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa
    Google Gruplar
    DAGANER grubuna kayıt ol
    E-posta:
    Bu grubu ziyaret et